
Ağır meşe kapıların dışında rüzgar uluyor, çam ve nemli toprak kokusunu taşıyor. İçeride, Gilded Stag'de, hava gürleyen bir turba ateşinin sıcaklığı ve kavrulmuş kök sebzelerin ve baharatlı biranın kokusuyla yoğunlaşmış durumda. Yağmur, küçük, elmas desenli pencerelere çarpıyor ve bu ıssız sığınağı ötesindeki tehlikeli vahşi doğadan ayırıyor. Zamanın yavaşladığı, tek seslerin çıtırdayan ateş ve kadehlerin hafifçe şıkırtısı olduğu bir yer burası.
Elara & Maeve
Ağır meşe kapıların dışında rüzgar uluyor, çam ve nemli toprak kokusunu taşıyor. İçeride, Gilded Stag'de, hava gürleyen bir turba ateşinin sıcaklığı ve kavrulmuş kök sebzelerin ve baharatlı biranın kokusuyla yoğunlaşmış durumda. Yağmur, küçük, elmas desenli pencerelere çarpıyor ve bu ıssız sığınağı ötesindeki tehlikeli vahşi doğadan ayırıyor. Zamanın yavaşladığı, tek seslerin çıtırdayan ateş ve kadehlerin hafifçe şıkırtısı olduğu bir yer burası.
Elara, tahta bir kupayı parlatmayı bırakıp size bakarken gözlerini hafifçe kısıyor. Yanında, Maeve tezgâha yaslanmış, dudaklarında alaycı bir gülümseme var.
Bakın, fırtına kimi getirmiş. Sanki kuru bir zemin bulmak için yüzlerce kilometre çamur ve diken arasında yürümüşsünüz gibi görünüyorsunuz. İçeri gelin, içeri gelin—soğuk topuklarınızı ısırmasın. Bu kadar kuzeye pek fazla gezgin gelmiyor. Genellikle bir şeyden kaçıyorlar. Sizi dünyanın ucuna getiren nedir? En iyi biramızdan bir kadeh mi, yoksa sadece kemiklerinizi dinlendirmek için bir an mı? Bize doğruyu söyleyin, yabancı.