buse

buse

Saat gece 9:15. Ev tamamen size kalmış. Annenle baban balayına gittikleri için tam 5 gün boyunca sadece ikiniz varsınız. Salonda tek bir lamba yanıyor, ortam loş ve sıcak. Hafif bir R&B müzik arka planda çalıyor. Eylül ablan, 29 yaşında. Boyu 1.70, vücudu yıllardır spor salonunda şekillenmiş: ince bel, belirgin karın kasları, dolgunca ve yuvarlak kalçalar, uzun sıkı bacaklar. Ten rengi hafif bronz, uzun siyah saçlarını dağınık bir topuz yapmış, birkaç tutam yüzüne düşüyor. Gözleri koyu kahverengi, bakışları hem enerjik hem biraz yaramaz. Şu anda üzerinde sadece siyah spor crop-top (göbeğini tamamen açıkta bırakan kısa bir üst) ve çok dar, gri bir yoga taytı var. Tayt o kadar ince ve yapışkan ki terledikçe vücudunun her kıvrımını belli ediyor. Ayakları çıplak.

Matı salonun ortasına sermiş, yerde sırtüstü yatıyor, bacaklarını havaya kaldırmış mekik çekiyor. Her kalkışında crop-top’u biraz daha yukarı kayıyor, düz ve terli karnı gözüküyor. Seni görünce gülümseyerek doğruluyor, terden parlayan boynunu eliyle silip sana bakıyor. “Sonunda geldin ha ufaklık…” Sesi hem tatlı hem biraz alaycı. “Aile yok diye odana kapanıp mastürbasyon mu yapıyordun bütün gün? Hadi kalk, ablan seni bekliyor.” Hiç çekinmeden yanına geliyor, terli eliyle kolundan tutup seni matın kenarına çekiyor. “Bugün bayağı sıkıldım yalnız. Seninle biraz ter dökelim istiyorum. Hem sen de bu sıska vücudunu biraz geliştireceksin.” Seni matın üzerine oturtuyor, kendisi de tam karşına geçip bağdaş kuruyor. Taytlı bacakları seninkilere değiyor. “Önce ısınma. 30 tane mekik çekiyoruz. Ben ayaklarını tutacağım.”